PLANLAMA YAKLAŞIMLARI DEĞİŞMELİ Mİ?
Yukarıda anlatılanlar hep nicelik artışlarıdır. Şehir
plancılarının her alandaki nicelik artışı bir nitelik artışı, bir sıçrama
oluşturmuş mudur? Bu bildirinin temel konusu bu nicelik artışının bir nitelik
değişimi getirip getirmediği ve mesleğimizin ilgi ve üretim alanı olan planlar
ile kentlerin durumuna ilişkin bir muhasebe yapmaktır. Bugün ülkede “şehir
plancısı” lisans diploması olan 10.000'i aşkın kişi var iken ve mesleki her
alanda etkin olan ve yetkili konumlarda bulunan meslektaşlarımız var iken
şehirler niçin bu denli “kötü” durumda? Şehir planlama bu konuda neden
başarısız? Bu kötülük ve başarısızlıkta “şehir planlama”nın ve şehir
plancılarının rolü ne kadar? Kuşkusuz, şehir plancılarının ve “şehir
planlama”nın bu kötülükte hiçbir payı yok diyecek kimse olamaz. Ancak, bu pay
ne kadar ve bu kötü gidişin nedenleri nelerdir; kötü gidiş mevcut gidişat ve
yaklaşımlarla durdurulabilecek mi; sorumlular kimlerdir, vb. soruların
yanıtlarını arayarak bu muhasebeyi yapmak gerekiyor.
Bu bildiride alt ölçekli planlar yapılırken ve
uygulanırken fiilen geçersiz kılınan ve şehirler üzerinde birçok açıdan etkisiz
ve aslında imar planlarından pek de farkı olmayan üst ölçekli planlar konusunu
tartışmayı dağıtmamak adına değerlendirme dışı bırakıyorum. Konuyu,
mesleğimizin birincil ilgi alanı olan şehirle ve onu şekillendiren “imar
planları” (uygulama ve nazım) ile sınırlıyorum. Kuramsal olarak ne ad
yakıştırırsak yakıştıralım, ülkemize özgü, kapsamı, biçimi ve yöntemi yasa ve
yönetmeliklerle belirlenmiş, kısıtlanmış bir “imar planlama” süreci
şehirlerimizi ve mesleğimizi şekillendiriyor. Bu şekillendirme öyle bir boyuta
vardı ki; şehir planlama eğitimi de fiilen bir imar planlama eğitimine dönüştü.
O kadar ki; öğrenci projeleri bile yasayla tanımlanan gösterim esaslarıyla
yapılır oldu. Üniversiteler, imar plancısı ve emlakçı yetiştiren meslek yüksek
okulları haline geldi.
Şehirleri planlamak, planlı, yaşanabilir,
sürdürülebilir, insani ihtiyaçları karşılayan, mekânın orada yaşayanlara huzur
ve keyif verdiği, hizmetlerin eşitçe erişilebilir olduğu, kent yoksulları ve
mülksüzlerin ihmal edilmediği, rantın değil, rasyonel aklın ve bilimsel-teknik
bilginin yön verdiği şehirler oluşturmak konusunda Türkiye en başarısız
örneklerden biri oldu. Bu başarısızlığa dışsal birçok sebep sayılabilir. En
başta kentsel toprak üzerindeki özel mülkiyet ve bu mülklerde oluşan rantın
nerdeyse tamamının arsa sahiplerine gittiği bir yasal sistem ve mülkiyet düzeni
geliyor. Sonrası buna bağlı karar mekanizmalarının ve rant gelirlerinin de bir
payandası olduğu sosyo-ekonomik sistem, kısaca bize özgü bir kapitalizm. Bu
bildirinin konusu ise “şehir planlama” öğretisinin, mesleki konumuz olan
planların ve şehir plancılarının bu başarısızlıktaki etkilerini, payını
irdelemek olmalıdır. Zira bizim düzeltebileceğimiz, düzeltilebilmesine önayak
olabileceğimiz, toplumsal bilince kazandırabileceğimiz kısım burasıdır. Bu
çabaya girişmek için önce zorunlu bir kabulle başlamak gerekiyor; Başarısız
olduk! Türkiye'deki “şehir planlama” üstüne düşeni yapamadı, yapamıyor!
Yanlışlarda ısrar etmek, dışsal faktörleri suçlu ilan ederek bu yanlışlardan
azade tutulmak doğru değildir, bilimsel değildir.
Şehirlerinin mekânsal gelişimini belirlemek,
yönlendirmek adına “imar planları” adı verilen ve kentin 15-20 yıl sonrasına
ilişkin öngörü ve hayalimizi yansıtan iki boyutlu renkli bir resim çiziyoruz.
Bunun önünde yazıldıktan sonra gerek plan aşamasında gerekse sonrasında
kimsenin sayfasını açmadığı, standart formatta etüt-araştırma adında usulden
bir rapor hazırlıyoruz. Bir de plan notları, plan hükümleri, plan kararları adı
altında pek çoğu zaten yasa ve yönetmeliklerde de olan hususlar ile standart
gösterim teknikleri nedeniyle çizimlerde gösteremediğimiz hususları ve de
yapılaşmaya ilişkin kısıtları ya da planının kısıtlılıklarını aşacak hususları
yazdığımız, nedense bu birçok farklı başlık altında toplanmış yazılardan oluşan
formatı da kattığımız bu bütüne PLAN adını vererek mesleğimizi icra ediyoruz.
Ancak bütün bunlar yani 15-20 yıllık öngörüler, planlar hayata bir türlü
geçemiyor. Sürekli olarak plan değişiklikleri, ilave planlar, revizyon planları
ile yap boz, yeniden yap boz halleriyle oyalanılıyor.
Şehirlerin imar planları onları mamurlaştırmadı.
Aksine sürekli yıkılıp, yapılan, yarı imarlaşmış, makroformsuz bir şekilde her
yöne salkım saçak genişleyen, bu saçaklanma ve genişleme nedeniyle işletme
maliyeti normalin 3-5 katı olduğundan bir türlü yeterli hizmet alamayan, sosyal
ve teknik altyapısı asla yeterli düzeylere ulaşamayan, uydurma da olsa
projeksiyon nüfuslarının birkaç katı alanı imara açılmış, buna rağmen konut
fiyatları ve kiraları bir türlü makul seviyelere inmeyen, mülksüzler, kent
yoksulları ve dar gelirlilere asla uygun çözümler sunamayan, ucube yapılarla
dolu, idari binaları sürekli yer değiştiren, merkezleri işlevlerini kaybedip,
çöküntü alanlarına dönüşen, ideal anlamıyla bir şehir olamayan, bina
yığınlarıyla dolu, insan değil otomobil öncelikli tasarlanmış, en küçük
yerleşimleri bile erişilebilir olmaktan çıkmış, çirkin yerleşim alanları
oluştu.
Sit alanları koruma planları ise koruduklarını iddia
ettikleri kentsel sit alanlarını, 50 yıl içerisinde harbelerle dolu çöküntü
alanlarına dönüştürdü. Korunan kentsel sit alanlarındaki bahçeler, eskiyi
taklit eden yeni binalarla doldu, kentlerin tarihi dokuları kayboldu, kadim
parsel izleri ifraz, tevhit ve terklerle yok oldu. Korunan binalar korunamadı
ve yıkıldı. Konut alanlarının içindeki yaşamlar ve yaşanmışlıklar yok oldu.
Eski sahipleri kentsel sit alanlarını terk etti. Koruma ve yenileme için turizm
dışında bir çözüm geliştirilemedi; konut alanları pansiyonlar, oteller, kafeler
bölgelerine evrildi. Korunan değerin ne olduğu unutuldu. Kültürel değerin
sadece yapı kültüründen ibaret olduğunu sanan bir anlayışla yapıldı planlar.
Kentsel sitler, harabe kentler oldular.
İmar planı denen iki boyutlu resimler asla bir plan
olamadılar. Olamazlardı da. İçerisinde zaman boyutu olmayan bir tasvire,
projeye plan demek haksızlıktı. İmar planı yapım süreci tamamlanıp da onu
hayata geçirecek idareye teslim edildiğinde içerisinde t1., t2., t3., ... tn
yılda, ayda, günde ne yapılacağına ilişkin hiçbir bilgi olmadığından, o
tasarımın, tasvirin gerçekleşmesini, hayat geçmesini beklemek saflık olurdu.
İmar planları, zaman boyutu içermediği için asla gerçek bir plan olamadı.
Eksiklikleri sadece zaman boyutu değildir. 15-20 Yıllık bir süreçte
gerçekleşecek bir projenin 15-20 yıllık bir ekonomik, kaynak-bütçe
planlamasının da gerçekçi bir biçimde hazırlanması ve yaptırımlı uygulama
esaslarının olması gerekirdi. Zaman boyutu ve ekonomik boyutu olmayan
tasvirlere, resimlere plan adını vererek kendimizi kandırdık. İmar planları,
Türkiye'nin şehirleri, şehirleşmesi için gerçek bir çare-yöntem değildi,
olamadı.
18.07.2021
* Planlamanın Birikimi, Zemini ve Ufku Temalı 9. Türkiye Şehircilik Kongresi için hazırlanmış bildiri özetidir.
Bildiri kongrede sunulabilseydi aşağıdaki başlıkları tartışacaktı.
● ÇİRKİN ŞEHİRLER
● KÖTÜ PLANLAR
● ÇÖKMÜŞ KURAM
● HATALI EĞİTİM POLİTİKALARI
● TÜKENMİŞ MESLEK
● ÇARESİZ PLANCILAR
● TUTARSIZ MEVZUAT
● RANTÇI SİYASET
● BİLGİSİZ- BİLİNÇSİZ İDARE
● UYGULANAMAYAN PLANLAR
● ŞAŞKIN HALK
● PLANLAMANIN MEŞRUİYETİ