RANT İÇİN PLANLAMA!
Herkesin diline pelesenk olmuş ama içeriği,
kaynağı, nedeni, nereden, nasıl oluştuğu çoğunluk tarafından pek bilinmeyen rant (arsa- toprak rantı) kavramının
temelinde (özel-kişisel) mülkiyet kavramının yattığı da pek bilinmez. Neredeyse
herkes, şehirleşme ve imar nedeniyle oluşan rant kendisine yarıyorsa pek bir heveslenir ama (bazı durumlarda)
başka bireylere yönelik büyük ölçekli, afişe edilmiş ranta da karşı çıkar, tepki gösterir.
Arsaya yatırım yapmak, yatırım amaçlı konut,
işyeri almak, sahip olunan herhangi bir taşınmazın ilerde değerleneceğini beklemek, bu
değer artışlarından yararlanmak, arazinin, tarlanın imar (planı) alanına
alınmasını ummak, dilemek, imar planındaki yapılaşma miktarı artışı yoluyla değerlenme
beklentisi topluma egemendir. Bunların doğal ve normal olduğu algısı nerdeyse
herkes tarafından kanıksandığı için “rant”
konusunda ve kent planlamada köktenci ve gerçek çözümler üretmek sistem içerisinde imkânsızdır.
Kısaca
ve özetle; rant, kentin nüfus
büyüklüğüne (ve de nüfus artışı oranına) ve arsanın kentteki konumuna (merkeze,
vb. noktalara uzaklığı ve yakınlığına) bağlı olarak değişik miktarlarda kendiliğinden oluşan değer arışıdır.
İmar planları da bu değeri yasal biçime sokar ve sonuçta hangi mülk sahibine
(parsele) ne oranda (birim yapılaşma yoğunluğu ile) yöneleceğine karar verir.
İmar planı kararlarıyla oluşan “kamusal”
alanlar (yol, park, okul, sağlık vb. donatılar) da belirli parsellerdeki rantın yoğunlaşmasına
ve değer artışına neden olur. Kent toprağında özel mülkiyet söz konusu ise ve
yasal zemin, orada oluşan değer (yapılaşma yoğunluğu) artışının (arsa rantının) mülk sahibi
(özel-tüzel) kişiye ait olduğu şeklinde ise, imar planları asla bir “kamusal”
düzenleme olamazlar. Bu koşullardaki imar düzenlemeleri, temelde, oluşan arsa
rantının mülk sahibine en faydalı şekilde (tüm teknik ve sosyal donatıları
sağlanarak) yönlendirilmesinin bir aracıdırlar.
İmar planları, teknik olarak, kentin
işleyişinin düzgün olması, kentte yaşayan insanların gündelik yaşamının
iyileştirilmesi, bireylerin tüm donatı alanlarına “sahip” olmasını ve
erişebilmesini sağlayarak “kamusal” bir "meşruiyet" kazanırlar. İmar mevzuatı da bunun sağlayıcısı ve aracısıdır.
İmar planlarında mülksüzler ve kent yoksulları
yasal zeminde ve uygulamada yokturlar. Plancıların zihninde de yokturlar çünkü onlar,
planın nesnesi olan arazilerde, çizim paftalarında arsa ve mülkleri olmadığı için
yokturlar. İmar planına olmayan bir mülkiyet (arazi-arsa) için bir şey
çizilemez.
Kent topraklarında (plan alanlarında) özel
mülkiyet kaldırıldığında bütün alan kentte yaşayan, yaşayacak herkesin
olacağından, planlar da tüm bireylere hizmet edecektir. Arsa rantı (tüm topluma
ait olacağından) fiilen yok olacaktır. O zaman gerçekten şehir planlama var
olacaktır. O zaman planlar gerçekten kamusal amaçlı (halk için) olacaktır.