V. Senihi KİTAPÇI
1988 yılında, henüz mesleki yolculuğumun başındayken, Şehir Plancıları Odası adına Dünya Şehircilik Günü 13. Kolokyumuna hazırladığım bir bildiriyi yeniden okumak, benim için beklemediğim ölçüde sarsıcı oldu. O dönemde yazdıklarımı bugün okurken asıl şaşırtıcı olan, ileri görüşlülük ya da erken bir doğrulanma duygusu değil; bugün benimsediğim birçok yaklaşımın sezgisel çekirdeğinin o metinde açıkça bulunuyor olmasıydı.
O yıllarda planlama, üniversite ve meslek pratiği üzerine yürütülen tartışmaların önemli bir bölümü, “nasıl daha iyi plan yapılır”, “nasıl daha iyi plancı yetiştirilir” sorularına odaklanıyordu. Ben ise, belki de henüz yeterince deneyimim olmadığı için, daha temel bir yerden sorular sormuştum: Kimin adına plan yapıyoruz? Hangi yetkiyle? Plancının bilgisi, halkın yaşamı üzerinde nasıl bir meşruiyet üretiyor? Üniversite, gerçekten bilgi üreten bir kurum mu, yoksa meslek edindirme mekanizmasına mı dönüşüyor?
Bugün dönüp baktığımda, o metnin en belirgin özelliğinin, var olanı iyileştirme arzusundan çok, var olanın sınırlarını sorgulama çabası olduğunu görüyorum. Planlama pratiğini, üniversite eğitimini ve mesleki rolleri, içinde işlediğimiz sistemin “doğal” parçaları olarak değil; tarihsel, siyasal ve etik tercihler sonucu biçimlenmiş yapılar olarak ele alma eğilimi, o metnin temel omurgasını oluşturuyordu.
Zaman içinde edindiğim deneyimler, bu sezgileri yumuşatmadı; tersine, sertleştirdi. Katılımın bir teknik yöntem değil, bir etik zorunluluk olduğu; plancının karar verici değil, karar süreçlerini mümkün kılan bir özne olması gerektiği; üniversitenin meslek pratiğini yeniden üreten bir atölye hâline gelmesinin, bilimin doğasıyla bağdaşmadığı düşüncesi, yıllar içinde yaşananlarla daha da görünür hâle geldi.
Bu bildiriyi bugün yeniden yayımlarken amacım, geçmişe dönük bir haklılık iddiası değil. Aksine, planlama alanında uzun süredir ertelenen bazı temel soruların, hâlâ yerinde durduğunu hatırlatmak. O metinde bir arada duran, belki de fazlaca sıkıştırılmış başlıklar — katılım, etik, üniversite, meslek örgütlerinin rolü — bugün artık ayrı ayrı ve daha derinlikli biçimde ele alınmayı hak ediyor.
Bu nedenle bu metni, kapanmış bir tartışmanın belgesi olarak değil; devam eden bir düşünsel hattın erken bir durağı olarak görüyorum. Önümüzdeki dönemde, burada yalnızca işaret edilmiş olan meseleleri — özellikle katılımcı planlama, plancı etiği ve planlama eğitimine ilişkin yapısal sorunları — bugünün koşulları ve deneyimleri ışığında yeniden ele alma niyetindeyim.
Bu geri bakış, bir sonuç değil; gecikmiş ama gerekli bir devam çağrısıdır.
Bu yoğun metin aslında:
- Üniversite–bilim–özgürlük üzerine bir kuramsal deneme
- Türkiye’de planlama eğitiminin yapısal eleştirisi
- Plancının rolü ve meşruiyeti üzerine etik-politik bir sorgulama
- Katılımcı planlamanın radikal bir yorumu
- Oda–üniversite–meslek ilişkisi üzerine kurumsal bir öneridir.
*Bildiri DŞG 13. Kolokyumunda Şehir Plancıları Odası adına sunulmuştur. Şehir Planlama Bölümü 4. Sınıf öğrencisi iken Planlama Dergisi Yayın Kurulu çalışmalarına Yayın Kurulu Üyesi Sayın Kübra CİHANGİR’in daveti ile katılmıştım. Oda ile ilişkim böyle başladı. Aynı mekânda yapılan Oda YK toplantılarına izleyici olarak katıldığım bir toplantıda DŞG için Oda’ya gelen çağrı görüşülürken, Oda’nın YK adına katılımı konusunda bir isteksizlik oluştu. Ben katılınsa iyi olur diye görüş belirtince, Sayın Kemal SARP (Başkan),” sen katıl o zaman” dedi. Benim için zorlu bir görevlendirmeydi. Epeyce bir hazırlıktan sonra o uzun bildiri hazırlandı. Biraz heyecandan, biraz acemilikten bu uzun yazı ortaya çıktı. Kolokyumda Oda adına sunmak onur vericiydi. Sonra Bildiriler kitabında yayınlandı. Kitap çok kişiye ulaşmamıştı. Daha Sonra Planlama Dergisi Yayın Kurulu’nun da istemi ile, Planlama Dergisinin 6. Sayısında (89/2-3-4) tekrar yayınlandı. Aradan geçen zaman içerisinde ben yazıyı unutmuştum. Arşivimi düzenlerken Derginin PDF halini görünce “ne yazmıştım acaba?” diyerek tekrar okudum. Okuyunca da aradan geçen 38 yıl içerisinde neredeyse o günkü görüşlerimin çizgisinde yazmaya ve düşünmeye devam ettiğimi görünce ben kendi yazımdan etkilendim. Belki okuyan olur diye Dergi bağlantısını burada tekrar vereceğim. PDF halini okumak zor olabilir diyerek, Yazıyı sayısal formata aktardım ve hala güncelliğini koruyan düşünceler içerdiğini düşünerek, “blogumda” tekrar yayınlamaya karar verdim...
https://www.spo.org.tr/yayinlar/dergi_goster.php?sube=0&kodu=69&dergi=3